surekli misafir gelen ev

<bkz: lojman>

kahvalti

“yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı...”

(cemal süreya, kahvaltı adlı şiirinden)

nohut

en baba kurubaklagillerdendir.

yüksek miktarda bitkisel protein içerir. bu proteinin biyoyararlılığını (vücutta kullanımını) artırmak için mutlaka bir c vitamini kaynağı ile tüketilmesi gerekir.

örnek: etli nohut yemeği + limonlu yeşil salata
örnek: etli ıspanaklı nohut yemeği (evet var böyle bir şey yapanlar)
örnek: limonlu nohut salatası

lepe

nohutun yarım olanına deniyor, bir nevi kırılmış nohut.

lepeli pilav yapılıyor mesela, nohutlu pilav yerine.
dolmaların içine konulabiliyor et ve pirinç ile birlikte...

iran pirinci

yasemin pirinci veya jasmin pirinci olarak bilinir. aslen thai kökenlidir. iran'da da yetişir. ince, uzun taneli ve yasemin kokuludur.

1 bardak pirince 2 bardak su tavsiyesiyle kaynatma usuluyle pişirildiğinde bir şeye benzemez. sanırım pirinci iyi yerden almak gerekiyormuş...

igdir

doğuyu "doğu" olarak yaşamanıza izin vermeyen ildir.
şark göreviymiş, peeehhh..


ben ığdır'a gelene kadar modernliği, hoşgörüyü, sevgiyi ve saygıyı hiçbir zaman bir arada görmemiştim. kafanızdaki tüm doğu tabularını yıkar ığdır. tabiatıyla, iklimiyle, hayvanlarıyla ve insanlarıyla gerçekten "yaşanabilen" belki de tek doğu kentidir.

bozbaş yemeği, et döneri, lepeli pilavı, aşuresi, iran pirinci pilavı (yasmin pirinci pilavı) ile ünlüdür.

iran lokantası'ndan iki adım ötede posadero isimli bir lokanta, iki adım ötede de erzurumun ünlü cağcısı koç vardır ( işte kültürlerin birleşmesi). ayrıca iki katlı koton, iki katlı adil ışık, 2m'li migros, bol bol bim, bir tane şok ve bir sürü kozmetik dükkanı vardır.

meydan sozluk le alakasiz istekler

piyano çalan memur görmek istiyorum.
kitap okuyan memur görmek istiyorum.
kıskançlıktan çatlamayacak derecede kendini geliştirmiş bir memur görmek istiyorum.

sozluk yazarlarinin itiraflari

bir şehirden nefret ediyorum.

hangi şehir olduğunu yazarsam burada o memlekete ait olanlar üstüme saldırır diye korkuyorum.

mavi

obezitenin davranış terapisinde yer alan renk.

şöyle ki yemek tabaklarını mavi seçmenin tüketilen yemeğin miktarını azalttığı tespit edilmiş. nasıl mı? mavi bir yiyecek olmadığı düşünülerek tabağa konulan her renkteki yiyeceğin mavi renkli (yiyecektan farklı renkli) bir zeminde olduğundan fazla göründüğü anlaşılmış.

öyle amerikalı ya da isviçreli bilim adamlarından falan duymadım. bizim hoca yazmış, oradan gördüm.

meydan sozluk le alakasiz istekler

insanlar beni ve mesleğimi kıskanmasın istiyorum.

siz de çalışsaydınız, siz de öss'de türkiye'de sadece 4 üniversitede olan bu bölümü kazansaydınız, siz de başarıyla diplomayı kapıp diyetisyen olup anadolu turnesine çıksaydınız.

ben mi engel oldum?

macar gulas

söylentilere göre bir yeniçeri yemeğidir.

peki neden macar? zamanında osmanlı devleti macaristan'a doğru sefere çıkarken yeniçerileri proteinden zengin beslemek ve cho, protein ve yağı aynı yemek içinde vermek zorundaymış. tek bir yemekle bunu sağlamak isteyince ortaya macar gulaş yemeği çıkmış. tarihteki rivayetlerin yalancısıyım.

ayrıca 2 yaşını geçmiş danadan elde ettiğiniz et ile pişirmeye kalkmayın. dişlerinize yazık olur. lastik değil gulaş yemek istiyorsanız, 2 yaşını geçmemiş fakat kesimden sonraki rigor mortisi geçmiş danacıkların etleriyle yapın bu yemeği.

giresun

güzel bir kadındır.

mavi-yeşil gözleri, bembeyaz bir teni vardır.
işvelidir. işini yaptırmayı bilir.
bir gülüşü ile herkesi dize getirir.
hafif meşreptir.
güzeldir ya... güzeldir işte. 365 gün onunla yaşamadığın sürece güzeldir.
en güzel bebek, başkasının bebeğidir.
seni uzaktan sevmek, aşkların en güzelidir.

1. bir şehrin ruhunu yansıtan şey o şehrin trafiğidir. bundan yola çıkarak diyebiliriz ki giresunun çok karmaşık bir ruh hali var. he ama derseniz ki 100 km/h hızla gidilen bir yolda sola döneceğim, dönersiniz. trafiğin içine etseniz de tek bir giresunlu korna çalmaz size. burada böyledir. düzensizliklerini kendi kurallarıyla düzenlemişlerdir.

2. yaya olarak sağınıza ve solunuza bakmadan atlayabilirsiniz. size asla araba çarpmaz. öyle bir ihtimal yoktur. dediğim gibi 100 km/h hızla giderken aniden sola dönen o arabanın altında bile kalamazsınız. inanılmaz bir "yaya gücü" vardır bu kentte.

3. dik yokuşlarına zamanla alışırsınız - siz ve bacak kaslarınız.

4. devlet hastanesindeki laboratuvarlar hızlı çalışır, kan sonuçlarınızı 1 saatte alırsınız. doktorları genelde ilgilidir. hastaneye girişte sıra alırken ölmez ya da öldürmezseniz * siz de bir gün bunları görebilirsiniz.

5. carrefour, migros gibi büyük alışveriş merkezleri mevcuttur. ürün çeşitleri iyidir. afta vb. yerel süper marketler de ihtiyacı karşılayacak niteliktedir.

6. gazi caddesi dışında yemek yenilecek, oturup iki sohbet edilecek kafe tarzı yer ben bulamadım, siz bulursanız haber verin. gazidekileri de sevmedim zaten.

7. sineması var ama hiç gitmedim.

8. aradığım okuma kitaplarını bulamadığımı bloguma yazınca bir giresunlunun ağır laflarının hedefi oluverdim.

9. bir giresunlu ile asla giresun hakkında konuşamazsınız. ben çok denedim, beceremedim. inanılmaz bir "giresunluyuz" tavrı vardır. ben de istanbulluyum. istanbul hakkındaki tüm kötü eleştirileri yaptılar zamanında, dinledim, dinlerim de... sonra şurada yanlışsın, burada doğrusun dedim. ama giresunu konuşmak için böyle demokratik bir münazara masası bulamazsınız. üretmiyorlar işte, ne yapacaksın...

10. bir kez daha anladım ki bir şehrin gelişmişliği o şehrin içindeki alışveriş merkezleri, merkezlerin içinde bulabildiğin marka çeşidi, restoran ve kafeleri ile doğru orantılı değilmiş. her şey insanda bitiyor, insanda...

kişisel gözlemlerimi yazdım.
saldırıları bekliyorum.

edit: heyecanla bi iki kelimeyi yanlış yazmışım da...

fm

<bkz: fibromiyalji>

pth

"paratiroid hormon"un kısaltılmışı.

kola

az bilinen gerçeklere sahip stratejik içecek.

bir tanesi şöyle;

kolanın içindeki fosforik asit vücuda girince kan fosfor düzeyi yükseliyor. bunu dengelemek adına kanda kalsiyumun da yükselmesi gerekiyor. pth salgılanmaya başlıyor. ve kemiklerden kalsiyum çekiliyor ve kemikler ayvayı yiyor.

kola

inanılmaz bir pazarlama stratejisinin ürünü olan içecek.

nasıl mı?

1. kola içtiğiniz anda vücudunuza 10 çay kaşığı basit şeker giriyor.
kan şekeri aniden yükseliyor.
pankreas çıldırıyor ve aşırı insülin salgılıyor.
aşırı salgılanan insülin aniden kan şekerini düşürüyor
ve tekrar kola içme ihtiyacı hasıl oluyor.

2. koladaki kafein diüretik olduğundan ötürü kolayı içtikten kısa bir süre sonra tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorsunuz. tuvalete gidiyorsunuz ve yine bir süre sonra kendinizi dehidrate hissedip tekrar susuyorsunuz
ve tekrar kola içme ihtiyacı hasıl oluyor

3. hakkındaki tüm kötü gerçekleri bilmenize rağmen hala içiyor olmanız da bu stratejinin ne kadar güçlü olduğunun bir göstergesi değil mi zaten?

minibus hareket halindeyken sigara icen sofor

birinci sırada taaa en köşede -yani şoförün tam arkasında- oturan yolcu tarafından küfrü yiyen düşüncesiz adamdır.

ilk koltuktaki zavallı istediği kadar kadir inanır bakışı atsın, işlemez. çünkü minibüs şoförü çoktan "burası benim çöplüğüm. sigara yasağını da delerim, trafik kurallarını da çiğnerim. oysa siz, yolcular, sadece yolcusunuz..." havasına girmiştir.

filozof arkadaş, psikolog arkadaş falan toplaşmalı ve bu türü incelemeli. insanoğlunu bir adım öne götürecek bir sonuca varabilirler. söylemedi demeyin!

hayatindaki gelismeleri an be an sozluge tasiyan andaval

ya twitter hesabı yoktur ya da karakter sınırına gelemiyordur.

bir annenin kizma nedenleri

her şey olabilir. gerçekten...

suyun 100 derecede kaynaması bile...
misal; "üffffffffff niye kaynamadı hala bu su?"

yalnizlik

başkenti ankara olan, insanın kendi yarattığı bir duygu.

*

*